Arafta

Zoltan Kocsis piyano konçertosu kulağımda çalıyor. Miss Delicious Bakery denen cici butik pasta/kafede, küçükken Allah’ın her günü geldiğim köhne binalı sokaklardayım, Arnavutköy’de. Gerçi şimdi cilalı olan evlerin olduğu sokaklar…
Tahmin edemessiniz neler hissetiğimi.
Melankolizm değil bu.
Avrupa sineması serisi bi filmin en sanatsal anında çalan müzik ve hissettiğin zaman dilimi modundayım.

Ne biraz yorgun çokça sakin olmak isteyen, ne epey hareketli ama doğaya girip orda kalmak isteyen, ne kış soğuğu arzulayan ama deniz kenarı dibinde okyanusa bakmak isteyen.
Sanırım anlattıklarımı sırasıyla yukarıdaki fotoğraflar anlatabilir. Ama kesinlikle melankoliklik değil, melankoliklik üzerine yemin ederim ki.

Biraz yeter diyen bi mod ile asla yerinde durma yoksa daha çok yorulursun diyen frekanstayım.

Abur cubur yemek isteyen ama buna asla ikna olmayan yapıda, sağlığına önem veren ama bazen salla gitsin dediği günkü arefedeyim.

Bedenim spora aç, ama bu şehirde değil.
Kalbim aşka mesai harcar mı sanmam. Eskiden neydim ama!

Kek karışımı gibiyim. Elmada var içinde, alaksızca frambuaz parçalarıda.
Yukarı Avrupa sokaklarında klasik piyano ve çello dinletisi iyi gider derken ne gariptir ki, Karadeniz eteklerinde de, Güneydoğu illerinin, dağlarının kahverengi yollarında yani eski antik Mardin, Diyarbakır’ın da da olabilirim çıkmazındayım.

Araftamıyım bilmiyorum.
Ama karışmış kalbim.
Bugün de söylemlerim.
Bize Allah gerek. Ne depresyon bizi paklar, ne melankoliklik, ne arafta kalmak.

Ha şimdi aklıma geldi. İnsanız malumane, arada oluveriyor.
Bi duble şükür, bolca sabır, epeyce Allah diyip içinden sıyrılıveririz. Ne dert ne çileler var diyerek.
………..
…..

..
.
Murad Güneş
2018 Nisan

Reklamlar

Ahmak mısın sen yoksa…. Evet ahmak.

Mevla dediki, “Ben, senin bana kulluk etmene ihtiyaç duymam. Ama yapacaksın o kulluğu.” Şart koşmadı, haşa emir buydu zaten. Akıl vericem sana. Yapman gereken ve yapmaman gerekenler diyede biraz emir. Üzerinede artıları eklersin. İlave güzellikler yap dedi Rahman yani…
Kul önce yapmaması gerekenleri yapmaya başladı. Sonra yapması gerekenleri yapmaz oldu. Üzerine artıları ekledi gafil olup; biton ahmaklık, bi dünya kırık kalp, bolca beddua alıp sürdürdü hayatını. Rabbini dinlediği tek noktaydı, onuda yanlış anladı, yanlış yaptı…Bugün, artı ilave, hayır ne ettin ey kul?
Gel bunu doğru anlayarak işe başla..

Murat Güneş…Bi Nisan Sabahı..

Newyork’a taptığımızdan değil”

Hayır gitmedikte oralara. Ama bi acayip figürdü akıllarda bu Newyork. Frank Sinatra’yı aklımıza kim soktuysa, 90ların ilk özel kanalı ve vazgeçilmez aşk silahşörleri Mavi Ay dizisini bize kim izlettirdiyse, Brooklyn denen yeri kim sevimli yaptıysa gözümüzde ondandır sebep… Şimdi sıcak bi istanbul günü.

Kulakta Paolo Nutini ve şarkısı “One Day” veya “iron sky” ki ingilizcem iy değil ve şarkıyı tam anlamasamda bana oraları hissettirdi, aşk dizeleri anladığımdan dolayı…

Bi kahve olsaydı elimde, ne soğuk ne çok sıcak.. Acı olmasaydı.. Pasta da istemem yanında.. İstemem bide korna sesleri Newyork sokakları aksine. Boş boş bakmayı isterdim o kahveyi yudumlarken.

Allahın güzel dünyasından bi nokta diye baksaydım o kalabalığa… Yoksa taptığımızdan değil amerikan zamazingo ülkesine.. Banane amerikadan.. Ben kahveme bakardım. Dudağıma her deyerken, kafein miktarı kadar oh çekmeyi, ruhumla eş sesli şekilde oynamayı içten içe… ☕☕☕

Dedikya 90ların çocuklarındandık.. Chicago Bulls u sevdik Michael Jordan sayesinde.. Newyork u da aşkı hissettirenlerden Frank Sinatra sayesinde.. Aşık olacağımız ama ne zaman olacağımızı bilmediğimiz kadını düşünürken yoksa nasıl sallanırdık ahenkli şekilde… Bize aşkı düşündürttüğünden severiz yoksa delisi olduğumuzdan değil… He Norah Jones da gider.. Hafif kalın giyinilmiş, otelden fırlamış sokağa çıkmış ve belki kar yağar belki güneşli ama o kahve elde olacak dakikalardan bi tane daha.. Üzerinde rahat bi kot.. Adidasların ayağında, öyle işte karışık kurulan bu cümlelerin anlamdaşlığını yapan bi serüven için…

Saat güneş batışına denk gelen akşam üstü zamanı olsun mesela şimdi..

Newyork göbeğinde çekilmiş aşk filmlerinin en güzelini romantik romantik düşünüp otel odasında onu mu izlemeli🤔Bilemedim.
Sokakdaki gitar çalan adama versene gitarını deyip, ukalalık yapmadan ben çalsam o söylese de bendeki tutkuyu görse, aşk için.. Öyle işte yoksa Aşkı illaha orda aradığımızdan değil..

Gözleri ufka çevir,
Kalbini ritme hazırla,
Daha çok şükret,
Her an kıymetini bil,
Yaratıcına teşekkür et,
Hayal et…
Velevki olursun bi gün..

Murat Güneş

2018 Nisan

Tebessüm etti ve gitti…

Yapacağını bilemez bir halde geldi dünyaya.
Birçok türküdeki “yalan dünya, kötü dünya, hain dünya” söz dizelerine kulak misafiri oldu.
Çoğu kez oda eşlik etti ama hep içinde bi ah vardı. Dünyayı suçlu bulanlardan değil, o suçu atanlardan yanaydı handikapı.

Nitekim öylede oldu.

Değilmiydi beyaz bi duvara, kazayla değen başka renk boyanın o kötü etkisi.

Değilmiydi tertemiz camdaki o evvelsi günkü tozlu yağmur tanesi izi.
Değilmi arkadaş gurubu içindeki en art niyetli en fasık kişinin duruşu, insanı rahatsız eden.
Apartmanda hep kibarlığını koruyan, ama en ufak bi hak talebinde komşularınca ilgiye, alakaya maruz kalamayan, dışlanan, yada iş yerinde….

Kendi cebindeki bozuk paranın ağarlıklarını bile dengeli tutup, hak yemek istemeyen bu insan nasıl olurda dünyaya suç bulur.
Yaratan’ı çok özenli yarattı biliyordu. Kıyamazdı ona, sen kötüsün dünya demeye razı olamazdı.

Sen yapmadınmı ilk kavganı, Adem Peygamberin oğluyken.
Sen şimdi değilmisin mal mülk derdinde kardeşinle didişen.
Sen değilmisin hatta, aynı secdede bile abuk sabukluk ilmine mesai harcayan.

İşte bunları yapanlara sadece baktı, çok şey demek istedi. Dedide hatta ama susmayıda bildi.

Yılan ile küçük çocuğun hikayesi aklına geldi.
Hikayenin sonundaki “sendeki bu evlat bendeki bu kuyruk acısı oldukça, biz bir araya gelemeyiz” sonucunu kıyamete bıraktı. Soracaktı Allah ona…

Yüksek bi yere çıktı. Zalimliklerine baktı insanın. Riyakarlıklarına. Kavgalarına. Boşa harcadıkları sağlık, vakit, gençlik, rızıklarına ve ömürlerine…

Sonra da yavaşca döndü;

tebessüm etti ve gitti…

Siz bilirsiniz diye…

Murat Güneş
2018 Mart